9 Temmuz 2010 Cuma

SICAK VE ÇARESLİK

Biraz önce kendimi buzdolabının içinde peynirlerin, zeytinlerin yanına sıkışmaya çalışırken buldum. Bir de sanki orası benim mekânımmış da, gelip benim yerimi işgal etmişler gibi “ne işi var bu salçanın burada, off biraz öteye gitsene kiraz oğlum, hah şöyle kay bakalım az yana reçel kardeş, yuh artık bütün sülale toplanmışınız domatesgiller” diye saydırdım da. Karpuza çok bir şey diyemedim çünkü yakinim olur kendileri, gündü en az 3 kez yüz yüze bakıyoruz biz onunla. SICAK…

Hazır buzdolabından bahsetmişken şunu da eklemeden edemeyeceğim. Şu ara iştahımda bir maşallah durumu söz konusu. Elim sürekli o beyaz dikdörtgen şeklinde ki makineye gidip gidip duruyor, Allahtan duruyor yoksa soyadımda ki o son hece yakında bana hitap eder olacak. Eyvah eyvah…

İştah sorunu yaşayan herkese gani gani sabır ve irade dilerken, sıcaktan bunalmış güneş sevmez insanlara da, sonbahar için Allah kavuştursun dileğinde bulunduktan sonra huzurlarınızdan ayrılıyorum efendim. İyi hafta sonları.

KPSS NEDİR ?

Açılımı, “kamu personeli seçme sınavı” olan ve hazırlanmak için gittiğiniz dershanenin hocalarının bile hazırlanıp girdiği ironik bir sınav sistemidir.

1999’dan itibaren devletin kendi verdiği diplomaya güvenmeyip, yeni alacağı öğretmenleri başka öğretmenler tarafından ölçme, biçme, kesme, yapıştırma sonra hopp tekrar birleştirme suretiyle seçtiği, ezbere dayalı, lanet edilesi bir sınavdır.

Eğitim bilimleri konu alanında “kendini gerçekleştiren kehanet, öğrenilmiş çaresizlik, vee diyagramı, balık kılçığı, altı şapkalı düşünme tekniği vb..” gibi ilginç yaklaşımların mevzu bahis edildiği garip bir sınavdır.Ayrıca öğretmen olduğunuz da bu yaklaşımlar birkaç kez denenir lakin işe yaramadığı anlaşılınca, shift + del yapılarak, zihinden geri dönüşüm kutusuna atılmadan silinir.

Öğretmenlere, ölçme ve değerlendirme dersi adı altında, “ölçmek istediğiniz amaca uygun sınav nasıl yapılır, güvenilir bir sınavın özellikleri nelerdir, değerlendirme yaparken dikkat edilecek hususlar” gibi yeterlilikler kazandırmayı amaçlayan bu sınavın, ölçme ve değerlendirmeyle uzaktan yakından alakası olmadığı da gözlenmiştir.

Uzun lafın kısası dünyanın en haksız sınavlarından biridir bu kpss, çünkü aynı sınavda, aynı sorulara, aynı sürede en çok doğru yanıtı verenlerin değil vermeyenlerin atandığı bir sınavdır. Örneğin bir müzik öğretmeni 58 puanla atanırken, biyoloji öğretmeni 83 puanla zar zor atanıyor. Ya da okul öncesi öğretmeni çok fazla çalışmasına gerek kalmadan aldığı 54-55 puanla atanırken bir fen bilgisi, matematik, kimya öğretmeni Türkiye’nin en ücra köşelerine atanabilmek için gece gündüz çalışıp 85 puanı almaya çabalıyor.

Ne yazık ki iyi bir öğretmen olmak şart değildir, ya da branşınızda ne kadar yeterli olduğunuzun da bir önemi yoktur bu ülkede. Çocuklarımızı belki de hiçbir öğretmenlik vasfı olmayan, sadece sınavdan yüksek not alıp atanmış öğretmenlere emanet edeceğiz. Gelişmekte olan diye nitelendirdiğimiz ülkemiz de hep yerli yerinde kalacak, hep kendini kandıracaktır.

10-11 Temmuzda yapılacak olan Kpss sınavında, bu sistemin çöküntüsü içinde savrulmaktan yorulmuş, tüm potansiyeline rağmen sadece hayatlarını garanti altına almak için, yalnızca adı tercih olan ve bu zorunlu tercihe ellerinde diplomaları olduğu halde itilen bütün meslektaşlarıma başarılar dilerim. Sırf birileri tarafından sıralanabilmek adına yarıştığımız bu sınavda hepimize kolay gelsin arkadaşlar.

AFRA TAFRA

Gözleri yaşlı daha kaç babanın,“Vatan sağ olsun” diyen acısına şahit olacağız. Daha kaç kardeşimiz, abimiz, arkadaşımız hain pusulara düşürülerek şehit edilecek, kaç insan mayın tarlalarında yok olacak?

Keşke Müslüman Filistin halkı için “van minut” diyerek onların kahramanı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, kendi ülkesi için “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” gibi talihsiz cümleler kurmak yerine, kendi Müslüman askerleri için de bir “van minut” açılımı yaparak, pkk’yı besleyenlere karşı tepki gösterseydi de kendi ülkesinin kahramanı olsaydı.

Gazze’ye, yardım için çıktıkları yolculukta, İsrail tarafından öldürülen insanlar için meydanlara dökülüp protesto eden yurdumun insanları, keşke bu sefer de kendi ülkesinin evlatları için sokaklara aksalardı.

Binlerce şehit verilmesine neden olan bu teröristlerin tam destekçisi Barzani heyeti,

çok değil daha Haziran ayının başında hükümet tarafından paşalar gibi ağırlanmadı mı?

Bir dönem pkk tarafından kaçırılan 8 askerimizin alınmaya gittiği sırada, o pkk teröristlerinin denetlemesini yapan, ellerini sıkıp tebrik eden Kerim Sincari de bu heyetin içinde değil miydi?

Açılıp saçılmakla ve bu açılımlara yandaş aramak için sanatçılara, gazetecilere sabah kahvaltıları verip, sahte samimi pozlar vererek halk üzerinde sempati kazanmaya çalışmakla olmuyormuş demek ki.

Olay yerine gidip de siperlerde diz çökerek fotoğraf çektirmek de nedir. Diz çökeceksen ya fotoğrafı çektirmeyeceksin, fotoğraf çektireceksen de Mustafa Kemal Atatürk gibi dimdik ayakta, kendinden emin duracaksın bir Başbakana yakışır biçimde. Gerçi bu hükümet alışık birilerine diz çökmeye. Dün Taliba’nın dizleri dibinde çömelmişti, bugün pkk’ya diz çöktü, yarına Allah kerim!

Meğer güneş doğudan batıyormuş da bizler fark etmiyormuşuz. Farkına varmak için de illaki böyle canımızın yanması gerekiyormuş da anlamıyormuşuz. Devlet büyüklerimiz gizli kapılar ardına kapanıp sonra her çıktıklarında “ tamam bu sefer kararlıyız, bitiriyoruz” gibi açıklamalar yaptıklarında uyutuluyormuşuz. Bir kaç gün sonra birileri gündemi değiştirdiğinde unutuyormuşuz tüm olanları. Sonra yeniden başka birileri düğmeye basıp başlatınca terör olaylarını dejavu yaşayıp hatırlıyormuşuz. Sonra yeniden yeniden yeniden… Hep aynı terane. Hep aynı kısır döngü. Muşuz muşuz muşuz.. Bir de bakmışız bizler yokmuşuz..

24 Haziran 2010 Perşembe

UYUYAKALMANIN VERDİĞİ HAYAL KIKIRKLIĞI

Geçen gece, kandildir dedim, dileklerim, dualarım daha iyi tutar dedim. Sanki kına yakıyorum, daha iyi tutar ne demek, hay Allah’ım, neyse yattım yatağıma. Önce bildiğim duaları sıraladım sonra sıra dilek faslına geldi. Her zaman ilk önce sevdiğim yakınlarım, ailem için güzel dileklerde bulunurum.Arsız arkadaşlarım için de hayallerindeki araba, ev, motosiklet vs.. gibi dileklerde bulunmayı da ihmal etmem tabii.Zira kendim için istediklerim çok. Şöyle yaydıra yaydıra uzun uzadıya ballandıra ballandıra dilerim diye en sona bırakırım kendi dualarımı ve bu sefer de klasiğimi bozmadım, öyle yaptım ama sıra bana gelince n’oldu dersiniz. UYUYAKALMIŞIM.
En son kim için, ne dilediğimi sabah uyandığımda anımsadım. Ne büyük bir hayal kırıklığı! Hayır, güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Umarım sevenim ve dua edenim boldur 


Önemli olan dileklerim dışında, eften püften, hani olsa fena olmaz dediğim, istek listemin alt sıralarında yer alan bazı maddeler ise şöyle efendim;


1- Rejim yapmak için mental hazırlık aşamasındayım zira zihnimi ikna etmem epey zor olacak bu ottan moktan yeni hayata. Tanrım bana 5 kiloluk bir azim ver. Âmin.

2- Her şeyi unutan bir hafıza değil; unutmak istediklerimi hatırlayıp, hatırlamak istediklerimi de unutan bir hafıza da değil istediğim.. Çok karıştı ya, neyse Allah’ım sen hayırlısını verirsin zaten. Âmin.


3- Tanrım, bilincinin her daim açık olmasını isteyen, bu hafif ruh hastası ve heyecanlı kuluna, günlerini 2-3 saatlik uykuyla geçirmesini sağlayacak bir bünye nasip et inşallah.

4- Küçük Kadınlar ne zaman büyüyecek Allah’ım, lütfen büyüsünler bir an önce de dizi bitsin. Zaping sırasında karşılaştığım fragmanları bile azap veriyor.


5- Evet, biliyorum biraz garip olacak ama lounge müzik yapan vuvuzela korosu kurulsun istiyorum. Engel olamıyorum, n’apayım, istiyorum.

6- Hayattan kopulan 42dk’yı bize anımsatan “PREVIOUSLY ON LOST” sözcük öbeğinin yine gündemimize girmesi, Lost dizisinin devam etmesi için dizinin o muhteşem 2 senaristini bir dürter misin Allah’ım? (Ayrıca finali hiç beğenmediğimi de belirtmek isterim)

7- Belli bir yaş döneminde kazanması gereken başarı duygusunu tatmamış ve bu kritik dönemi doğru düzgün atlatamadığı için yetişkin zamanlarında egoları tavan yapmış insanlarla beni mümkün olduğunca az karşılaştır Tanrım, mümkünse hiç karşılaştırma diyeceğim ama bu mümkün değil, biliyorum.


8- Cesareti olmayan, bencil, ukala, kendini beğenmiş, seven ama sevgisinin arkasında duramayan korkak, öz güveni yerle yeksan dolanan ve bu özellikleri yüzünden hemcinslerimi üzen Behlül kılıklı tüm erkeklere Esra- Ceyda kardeşler gibi sevgili ver Allah’ım.
Âmin.

Neyse benim istekler bitmez, bu liste uzar da uzar, bu kız kaçar.

KALBİ SOĞUK OLANIN AĞZINDAN SICAK SÖZ ÇIKMAZMIŞ

Kalbi soğuk olanın ağzından sıcak söz çıkmazmış derler. Kim söylemiş, neden söylemiş bilmem, belki de ben uyduruyorumdur şuanda. Bilmiyorum ama öyle değil midir hakikaten? Şimdi, kalbi soğuk olanın nasıl bu hale geldiğini bir kenara atıyorum ( başka zaman bu konuya geri döneceğim) önemli olan nasıl ısıtırız sorusuna yanıt bulmak. Çünkü olan olmuş, yürek buz tutmuştur, geriye dönüp ah vah etmektense bundan sonra “ne yapabilirim” dir, asıl mevzu olan. Benim naçizane bir önerim olacak bu konuda. Öncelikle somut olarak bu konuyu ele alırsak Sıla’nın Vur Kadehi Ustam şarkısında da dediği gibi “Ne iyi olurdu kalbe kan yine hücum etse” sözünden yola çıkarak ben kendimi bu konuda bir teste tabi tuttum. Şarkının duygusallığını, efendime söyleyeyim verdiği mesajı yadsıyarak düz mantık aldım bu cümleyi koydum masaya. Dedim ki Elvan, kalbe kan nasıl hücum eder? Eee bu soruyu yanıtlamam çok da zor olmadı, bir beden eğitimi öğretmenliği mezunu şahsiyet olarak.(Öğretmeniyim demiyorum, mezunuyum diyorum dikkat ettiyseniz, bu konuya da daha sonra değineceğim) Kalk kalk Elvan spor yapıyorsun deyip paldır küldür attım kendimi futbol sahasına. Birkaç tur yürüyüşten sonra başladım hafif tempo koşuya, az gittim uz gittim o, 400 metrelik sahayı düz gittim derken baktım tempo yükselmiş, nabız 120’yi çoktan aşmış, kronometre de saat 55 dk’yı göstermiş, hohoho deyip son Şebnem Ferah şarkımı da dinledikten sonra ( Yüksek tempo koşularda Şebnem Ferah veya yabancı müzik severler için Evanesence şarkıları şiddetle önerilir zira çok gaz parçaları mevcuttur bu hatunların.) 60. dk da bitirdim koşumu.

Sonuç; Evet kanın kalbe geri dönüşümünde, o döngüsel mekanizmada bir hızlanma söz konusu oldu. Spor sonrası iç huzur sağlandı, ter atılarak gereksiz toksinlere de güle güle denilerek bedensel olan o dış huzur da sağlandı.
Deneğin yorumu; Bu fiziksel aktivite süreklilik kazanıp bir yaşam biçimi haline gelirse, kesinlikle manen o soğuk olan yüreği ısıtmada bir ön hazırlık evresi oluşturulabilir. Unutmadan sporun çok önemli bir yararı daha var ki, bu bir kadının kendini ruhen iyi hissetmesinde belkide listenin en başında yer alan” fazla kilolara elveda” maddesidir.

Evet, sporumuzu yapıp, silkelenip kendimize geldikten sonra sırada ne var; kalbimize atılan ve düşlerimizi kırıp geçirerek hayal kırıklıklarına neden olan o taşları temizlemek. Hani bu arada da içimden o taşları atan eller kırılsın gibi garip sloganlar atmak da gelmiyor değil.
Neyse holigan bir ruha sahip olan iç sesimi de bastırarak devam ediyorum yazmaya. Her ne kadar içten, taş atan ellerin kırılmasına dair dileklerde bulunsak da aslında bunların içten değil sadece öfkeli ruh haline geçişte ki istemsiz beddualar olduğunun farkına varıyor insan, o taşları söküp atmaya çalışırken ruhundan. Bir süre önce zihnin bir köşeye mi savrulmuş yüreğinse savrulamadan tuz buz mu olmuş, unutmuşsun..O yıkıma neden olan taşları atmakta zorlanırken farkına varırsın, ne kadar acı yaşatsa da, geçmişine sadık kaldığını. Oysa yapılan yanlış işte tam da burada ortaya çıkıyor. Gereksiz bir geçmişe bağlı kalmak… Yapılan bu hata hayallerin sıcaklığını yitirmesine dolayısıyla yüreğin de soğuyup buz olmasına neden oluyor. Sakın geriye dönüp bakma demiyorum ben. Aksine bakacaksın, bakacaksın ki ders alacaksın. Bu iç yıkıma neden olan durumun ileride nüksetmemesi için kendini koruyup kollayacaksın. Zira önümüzde ki maçlara bakarken, geçmiş maçlara da bakıp ders almak gerekmez mi?

Son olarak benim için en önemli noktayı vurgulamak isterim. Kalbin soğuksa ve bu yüzden dudaklarına sıcak cümleler dökülmüyorsa yüreğinden ve zihninden, bir başkasında bulmaya çalışma çareyi. Tek başına, hiçbir yere tutunmadan ayağa kalkabilirsen, içinde ki sıcak-soğuk savaşların kazananını sen belirlersin. Unutmamak gerek ki kendimize panzehir yine biziz.